10 Kasım 2009 Salı

10 Kasım İtirafı..


Görüyorsun işte Ata'm, biz devraldığımız bayrağın hakkını veremedik. Ne kadar esip gürlesek de budur doğrusu. Milyonlarca insan "SEN" edemedik. Rahat
uyumayı en çok hakeden senken, biz sana rahat bir uyku bile çektiremedik. Hepimiz senden daha rahat uyuduk evelallah.

Benim yerin dibine giresim oluyor bazen, o derece berbat ettik mirasını.

Ruhun Şad Olsun Ata'm.

02 Kasım 2009 Pazartesi

Dikiş Fobisi.. İşte bu benim... / haaapşuuuu

Hep korktum vücudumun herhangi biryerine dikiş atılmasından, ama insan umut edebiliyor sadece. Önüne geçemiyor korktuğu şeyler olmasın diye.

Bilmem kaç yıllık hayatımda hiç fiziksel acı çekmemiş gibi davranamam. Gonca gül şeklinde yetişmedim. Tekme yedim, ağaçtan düştüm, yüzümün bir kısmı sürtünme etkisiyle yandı, kolum bacağım yarıldı, kafam delindi, araba çarptı, en büyük acıyı bisikleti son hız sürerken düştüğümde asfaltta metrelerce sürüklenirken yüzüm, kollarım ve bacaklarım sürtünürken çekmiştim, bütün derinin yüzülerek kanadığını hissediyorsun canlı canlı. O fena birşeydi işte. Ama, bu sabah başka birşey oldu. Sadece hapşurdum. Hayatımda hiç bu kadar sesim çıkmamıştı acıdan. Engelleyemedim, hatta fakedemedim bile bir anda oldu. Karnımın içindeki bütün etler karşıma dikildi sanki, "n'aaapıyosun yaaa" dercesine.

Sonuç : Hapşurmak hiç bu kadar acı verici olmamıştı..

01 Kasım 2009 Pazar

Düşünürüm..

- "Ne işle meşgulsünüz?", diye sordu kadın.

- "Düşünürüm", dedi adam.

- "hımmm", sesi çıktı kadından, ne olduğu belirsiz bakışlar eşliğinde.

Bir sessizlik oldu minicik.

- "Ne düşünürsünüz", dedi kadın bilmişlikle.

- " Sizin akıl edip düşünemediklerinizi", dedi adam sakinlikle.

uuuu, hatun tak diye kalıverdi elinde kadehiyle.. muhteşem bir görüntü, muhteşem.. =D

30 Ekim 2009 Cuma

Gıy gıy...

Klasik müzikti; "Ooff başım şişti, kapat şu gıygıyları", dediği şey.

Ben seviyordum oysa ki.

Kapatmadım.

29 Ekim 2009 Perşembe

2009 - Türkiye'mizin 86. Cumhuriyet Bayramı




Cumhuriyetimizin 86. Yılı Tüm Milletimize Kutlu Olsun.
Daha Huzurlu Nice Yılları Evlatlarımızın, Torunlarımızın; Kuşaklar Boyu, Son İnsan Nefesine Kadar Görmesi Umuduyla...


18 Ekim 2009 Pazar

Prag'a karşı inat meselesi..

Bu ne bahtsızlıktır.. Şimdiye dek 3 kere Prag'a yola çıkmak için uçuşları, otelleri, paraları pulları herşeyi hazırlayıp son ana yakın zamanlarda iptal etmek zorunda kaldım. Şehir beni istemiyor sanırım.

Karnımdaki şu ne olduğu belirsiz garip şey alınır alınmaz tekrar hazırlanıyorum gitmek için. Kaçışın yok Pragcım.. Beni neden istemiyorsun bilmiyorum ama bil ki oraya gelip gezmedik yer, girilmedik müze, ayak basılmadık mekan bırakmamaya and içtim. Tek başıma da olsam bir uçağa atlıyorum ve geliyorum. Hiç kaçışın yok, hiiiiç...

Aaa, inada bindi yahu olay..

Hayret..

... uzandı bir banka, soğuktu hava. Açtı kitapta kaldığı yeri, üzerine tutturduğu minik okuma lambasının mandalını ileriye attı. Gecenin o saatinde kimseler olmazdı ya civarda, bir adam geçti yanından köpeğiyle, kimse kimseyi umursamadı. Bir süre yumdu gözlerini, üşüdüğünü hissetmek istedi, hafif titredi. Tekrar açtı kapağını kitabın, lamba zaten hiç sönmemişti.

Hayret, çoktan uyumuş olurdu bu saatlerde. Sütünü içmiş, perdelerini kapatmış, ışığını söndürmüş, bilgisayarını yarım saat sonra kapanmak üzere ayarlamış, kitabını okumuş, kaleminin kapağını kapatıp yastığının altına koymuş, duasını etmiş, ardından da rüyalara dalmış olması gerekirdi. Bu gece onu sokaklara atan şey neydi acaba? İyice titriyordu artık soğuktan ama eve de gidesi yoktu. Soğuktan tutmayan bacaklarını hareket ettirdi. Kulağına son ses müzik verdi açılsın uyuşan beyni diye. Kendine geldi, kalktı banktan, sarıldı kitabına ve yürüdü. Apartmana geldi, asansöre bindi. Evdekiler güzel uykularından olmasınlar diye çok sessizce açtı kapıyı, parmak uçlarında yürüdü, sütünü içti, ışıkları hiç yakmadı, perdelerini de kapatmadı, uzandı yatağına.. Saatler geçti.. Uyuyamadı..

Şimdi de kahvaltı zamanı..